Nallıhan'ın çok yerinde ve anlamlı bir kültürel kazancı. Dünden bugüne kültürel değerler sürekliliğinin önemini simgeleyen yepyeni bu yapım. Hem de dün olduğu gibi bu gün de Nallıhan'lıların elleriyle kollarıyla, keserleri ve bilinçleriyle omuzlarında kurdukları 1930- 40'lar. Nallıhan Halkevi'nin aynı yerli malzemesine sahip çıkarak, imajı hiç bozulmaksızın onarılıp genişletilerek günümüze cevap verecek şekilde hayata bağlanışı : Nallıhan Ayhan Sümer Kültür Merkezi.
Bu Kültür Merkezi'nin 12 Mart 2009 Perşembe günü öğleden sonraki saatlerde yapılmış olan açılış törenine, başta sayın Ankara Valisi olmak üzere sayın Nallıhan Kaymakamı ve Belediye Başkanı tarafından burada doğup ilkokulu burada bitirmiş bir yazar olma sıfatımdan ötürü çağrılmış bulunmaktaydım. Nallıhan'da sanat ve diğer kültürel etkinlikleri kucaklayacak bir kültür merkezinin bulunmasını o kadar isteyip özlediğim bir şeydi ki, koşa koşa gittim ve birçok açılış törenlerinde ezbere aldığımız genelgeçer bir törenin çok dışında bir etkinlikle karşılaştım. Bir Kültür Merkezi olmanın içeriğine yaraşır incelikle düzenlenmişti her şey ve öylece akıp gitmekteydi. Vali beyin şaka ve duygu dolu sivilin sivili konuşmasında işaret ettikleri gibi, sanki Nallıhan'da kim varsa, merkezin dış alanının yaslandığı duvarların üstündeydi, hem de duru bir nehir benzeri akıp giden tek kirli bir şey atılmaksızın. Nallıhan'lı mimarımız, eski belediye başkanlarından sayın Ahmet Öntaş'ın ve İsmail Öntaş'ın eskiyle yeniyi birbirine uyum içinde bütünlenmesi başlıbaşına bir sanat esri. Farklı seslere sahip olduklarını kendiliğimden sezdiğim sayın Nallıhan Kaymakamı ile Belediye Başkanı'nın bende yarattığı huzur duygusuna ne demeliyim ? Bu Merkez'e babamızın mesleğine , emeğine büyük bir saygıyla dünü çok daha güzelleştirecek bu güne yine tek başına kendi omuzlarında taşımış , doğum yeri Nallıhan'a ilgisini bir an bile kaybetmemiş kardeşim Ayhan Sümer'in adının verilmesi, yakınım olsa da olmasa datam böyle birinin adının verilmesindeki isabet gibi, başlıbaşına büyük bir değerbilirlilik. Ayhan'da yine üstüne düşeni yaptı. Törende içtenlikle, samimiyetle konuştu, hakkını verenlere teşekkürlerini sundu. Doğum yerimizde birlikte geçirdiğimiz günlerin bütün anıları belleğime hücum etti, göz yaşlarımı tutamadım.
Açılıştan sonra burada, Nallıhan'nın Sesi'nde değerli okul arkadaşımız Nusret Mutlu'nun dile getirerek hepimizi bilgilendirdiği gibi, hatırladığım ilk halkevi açılışından sonra, Halkodası adıyla 40'lara, oradan nerdeyse 50'lere kadar süren çalkantılı hayatı boyunca burasını Nallıhan köylerinden , yaylalarından inip gelerek 'inşa etmiş' yapı ustalarının önünde gerçekten de derin bir saygıyla eğilmeliyiz..
Açılış boyunca sahiden duygulandım, anılar belleğimde sahiden dirildikçe dirildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan sonra kız çocuklarının da okula gönderilmesini mecbur kılan yasanın çıktığı yıl, yanılmıyorsam 1933. Eskiden erkek çocuklarının nüfus kağıdındaki doğum yılı (şaka olsun birazda) ailenin ihtiyacı gereği onların askere gitmesini uygun buldukları zamana göre de ayarlanırmış. Kız çocukları okula gönderme yasası çıktıktan sonra da galiba onlarınki de birazcık hatır gönül işi derken azıcıkta okula başlama yaşı olan 7 yaşa göre ayarlanmıştır denilebilir, çünkü üç erkek kardeş arasında tek kız çocuk olarak benim bir nüfus kağıdına sahip olduğum yıl tam tamına 1933.
Hikaye ya da değil, bu olasılık edebiyatta benim çok işime yaramıştır. Annemin yanı sıra evdeki erkekler ordusu arasındaki yerimi tayinde, içimde yeşeren bu türden mizah ruhuma borçlu bulunduğumu düşünmüyor değilim.
Ayhan Sümer Kültür Merkezi'nin açılış töreninde içine yuvarlandığım anılar selinin kaynağı budur diyebilirim. Çünkü işte, 1933 de başladığım ve birçokları tarafından 'Ermeni Evi' diye anılan ilk okulum tam şurda işte. İlk Halk Evi'nin karşısında ve şimdi ikisi de birbirine tıpkı o zamanlardaki gibi gözkırpmakta. İlkokulum iyiki yıkılıp bozulmamış. Doğduğumuz evin başına gelen henüz buranın başına gelmemiş. Resmi daire olmuş. Mimarisi korunsun , çocukluğumda dünyanın en güzel yeri ,diye bildiğim ve merakıma yenilerek ilkokula başladığım yıllarda kaçak yollardan bağına bahçesine, kendimce denizi görmek üzere , dağına tepesine, tarihten kalma kilisesine ayak izlerimi bıraktığım Nallıhan'nın füsunkar ruhu artık bütünüyle uçup gitmesin de. Doğduğum Nasuh Paşa Mahallesi'nin Kocahan'ı eski tarihi dokusuna kavuşturulacakmış. Ne güzel haber ! Muhafazakar değilim, değişimden yanayım, çünkü hayatın değişkenliği doğanınki gibi, her şeyin üstünde. Ama değişim derken tarlanın verimli toprağını hoyratça kurutup çıkmak niye?
Babamızın ' Kör Hafız' sıfatıyla ' hatim indirdiği' Nasuh paşa Camisi'nin ezan sesleri hala daha kulaklarımda; olgunluk yaşımda bu makamın ahengini Bach'ın orgla çalınan kilise dualarının ahengine öyle yakın bulmuşumdur ki...
İlkokuldayken hiç aklımdan çıkmayan şeylerden biride şöyle bir akşam işte: Annemle babam: " Halkevi'ne gidilecek mi, gidilmeyecek mi bu akşam ?" diye bir şeyler konuşuyorlar. Güner Sümer henüz doğmamış, yaramaz çok hareketli abimiz Dr. Cazip Sümer pek ortalarda görünmüyor. Kardeşim Ayhan'la ben varız. Akşamüstü karanlığı. Babamla annem tarafından büyükbabam Nallıhan ' müddei umumisi.' Fuat Önder yanımızda; Ayhan'nın eli elimde ağır ağır yürümekteyiz. Nereye? Halkevi'ne. Neden? Radyo 'çalınacakmış'. Ankara Radyosu'nun sesi ilk defa Nallıhan Halkevi'nden duyulacakmış, demek ki oraya bu nedenle bir de radyo konulmuş. Büyükler dahil, bir çok kişinin masadaki dörtköşe ahşap görünümlü bir şeye kulaklarını dayamışlar: "İşte İşte ,! Dinle, işittin mi? Duydun mu? Cızırtılar var, Bir şey anlaşılmıyor, aa niye, şarkı türkü vermiyorlar ya, susun; dinlesenizeee" diye mırıldanmaktadırlar. Ben de cızırtılar arasında bir müzik sesi iştir gibi oluyorum; bir insan 'sesi' de var: " Sayın dinleyiciler şimdi sizlere...." Diye bir şeyler söylüyor.Yüzü yok. Kendisi yok,. Ortalıkta şarkıcılar, türkücüler, sazcılar falan da yok, ama onları işitiyorum, sesleri var kendileriymiş gibi: Şaşkınlıktan şaşkınlığa düşmekteyim."
Nallıhan Ayhan Sümer Kültür Merkezi'nin tarihi bana göre tamda o gün başlamakta işte. Açılışı 2009 mart ayının bir gününde yapılan bu kültür merkezinin içinde salon kadar geniş bir bölüm var: İçi boydan boya Türk Telekom armağanı bilgisayarlarla döşenmiş. 1936'lar da falan Nallıhan Halkevi'nde ilk defa radyo yayını sesiyle tanıştığım zamanki gibiyim: şaşkınlıktan şaşkınlığa düşmekteyim...
Adalet Ağaoğlu